Ara

Salın Naga’ları Gelsinler!


6. Yüzyıl Tavanda Kıvrılmış Nagaraja (Yılan Kral) , Badami Hindu Karnataka ( Wikimedia Commons, Ms. Sarah Welch)

İnsan evladı sadece kendi deneyimlediklerini yazabilir. Yazdığı anda da deneyimi 3 boyut alemine indirgenmiş olur. Ne gördüğü renkleri, şekilleri, ne aldığı kokuyu, ne duyduklarını ne de hissettiklerini tam aktaramaz. İki şeyin birbirine vurması ile ses olur, lisan olur. Kalemi kağıda sürtmemiz ya da klavyeye basmamız ile yazı olur, o da günümüzde tabi. Yoksa dök kalıba kil tableti, al eline çiviyi oyuktur dur. Anlatacaksin ki Annunakiler nasıl yaratmış bizi. Yazı olmadı müzik, olmadı resim, olmadı heykel, o da olmadı dans. Bunların herhangi birisinin gerçekleştiği anda da boşluk yok olur. Yaratımın içine ufak bir pencereden bakar, sonra yel geldi diye geri kapatır evimizde otururuz.


Hindistan’daki kadim ermişlerin, nam-ı diğer görenler ya da rişilerin 7 erkek ve 7 kadın olduğu söyleniyor. Aynı Annunakiler’in yarattığı ilk sürüm hibrid insanlar gibi. Bu vakte kadar benim anladığım bu rişiler yaradılışı, varoluşu, yokoluşu deneyimlemişler. Ancak ortam o kadar sürreal ki 3 boyut alemine odaklanmış insancıklara anlatmakta zorlanmışlar. Kah şiir, kah ilahi…kah başka bir sanat. Niyet analitik zihni şaşırtıp devreden çıkarmak, his alemine dokunup boyutları 5’e genişletmekmiş galiba. Şimdiki aklımızla okuyunca tüm o kutsal metinler Vedalar, Upanişadlar, Sümer Tabletleri, Eski Mısır Mitolojisi ya da Maya Kodek’i pek anlamlı gelmiyor. Çevirmene, yorumlayıcıya ihtiyacımız oluyor. O aradaki elçiyi devreden çıkarmanın en iyi yolu, birinci elden kendi başımıza deneyimlemek.


Sağolsunlar atalarımız bize teknikler miras bırakmışlar. En sistematiklerinden aynı zamanda en karmaşıklarından birisi yoga. Birçok kaynakta kadim yogilerin şaman olduğu vurgulanıyor, orman şamanları. Bakınca kuzeydeki Türk akrabalarımızla benzer törenleri var, süt dökmek, bal dökmek, ateş yakarak adak adamak hem Vedik hem Şamanik. O vakitler dünyada zaten bir avuç insan varmış, Hindistan Çin şimdiki nüfus patlamasında değil. Tabiki benzer şeyleri yapacaklar. Yoga uygulamasına başladığımdan beri işin mistik kısmı daha bir ilgimi çekmişti. Ama hiç de çıkıp aşram aşram guru arayarak gezemedim. Onun yerine dağ, kaya, bayır gezdim tırmanacağım diye. Sanırım daha iyi olmuş benim için, doğadan öte guru yok keza. O kadar fazla kayaya dokunmak, çadırda yatmak Toprak Ana ile uyumlanmamın başıymış meğersem. Yapılardan ziyade çıplak toprağa basmak, karnının üstüne yatmak ya da çocuk pozunda alnını secde etmek kadar insanı rahatlatan, elektrik yükünü boşaltan ve bağlantıda hissettiren hiçbir şey yok. O kadar derine iniyor ki köklerin, toprağın sıcak ve güvenli kucağını hissettiğinde ölüm korkusu da solup gidiyor. Epi topu anne kucağına yatacağız gıda bedenle. Ruh ne olur derseniz, işte orada Upanişadlar devreye girer. Topla Prana’yı yaşam enerjini kalbine, tam ölürken vur başın tepesine akışını, çıksın Brahmarandhra’dan ( Türkçe meali bıngıldak ). O zaman kırarsın Samsara’yı doğum-ölüm-yeniden doğum döngüsünü. Kolay mı değil, aklına bir lahmacun geliverse bir sonraki reenkarnasyonda garanti fırıncı çırağısın.


Yoga’da ölüme hazırlandığın bir hal var, Savasana. Sırtını toprağa teslim etme, secde etme hali. Kesinlikle es geçmediğim tek asana, beden tüm çalışmayı entegre ediyor. Bazen 15dk bazen yarım saat bazen bir saat. Bazen de yerde uyuyup kalıyorum, saatler sonra kalkıyorum ama nasıl dinlenmişim anlatamam. Tam başı boş yoga hocasının işi dedin di mi, evet boşluk güzel. Son zamanlarda özellikle yoğun olmamak, yorulmamak için özen gösteriyorum. Nereye koşuyor bu 3 boyut alem, dersenki ben 5. boyuta oradan 7’ye gitmek istiyorum. Dostum orası çok yavaş, çok. Dersenki ben şifalanmak istiyorum, dostum gene yavaşlaman lazım. Boşluk ile birlikte dinginlik geliyor. Ah o dinginliğin içinde neler oluyor neler; seğiren kollar bacaklar, parmaklar, sağa sola tık tık atan boyun, boşalan göz yaşları, yüze konan bir tebessüm. Sanki mini bir kranyosakral terapi oluyor. Sistemde donmuş ne varsa çözülüp okyanusa dahil oluyor. Tüm bunlar olurken iç ses dinleme kapasitesi artıyor, rehberleri dışarıda aramak yerine kendine güven geliyor. Öğretmediler ki okulda kendimizi dinlemeyi, varsa yoksa Mr. and Mrs. Brown went to the seaside.


İsis ( Wikimedia Commons )

Gelelim ermişlerin bize sembollerle anlatmak istediklerine. Sonbahardan beri dikkatimi çeken sembollerin ilki Mısır Tanrıçası İsis idi. Kırmızı koca başlı bir kobra tam başının üstünde, kainatı kaplarcasına açık kolları ile “Mother of all”, “her şeyin Anne’si” . Elinde tuttuğu sembol Ankh, Tanrıça İsis’in firavunlara verdiği ölümsüzlük anahtarı. İsis de ne İsis’miş; iyileştiriyor, kanatlarını açıp ihtiyaç halindekileri koruyup kolluyor, zeki mi zeki, her türlü sihir mevcut. Bir lakabı da “Her Şeyin Tanrıçası” “Goddess of All”.

Kanatları ile birlikte İsis (Ancient History Encyclopedia)

Bu semboller incelenirken, anlatmak istedikleri bedenlenirken hatırda tutulması gereken yegane şey, üstat Joseph Campbell’ın da dediği gibi kalıbın ötesindeki varoluşu görebilmek. Şekle takıldıktan sonra maneviyata geçiş yapmak imkansız. Ruhaniyet ile ilgilenirken bir o kadar Dünya Anne’ye ve üzerindeki bütüncül yaşama bağlı kalmak gerek. Kök salmadan fazla yükselen her ağaç devrilir, yerçekimi kuvveti denen bir şey var arkadaşım: W=m.g (buradan başlasam bir piramit yapmam kaç yıl alır acaba?)


Bu kanlı mavi dolunay tutulma vaktinde de karşıma İxchel çıkıp durdu, Maya Ay Tanrıçası. Araştırdım baktım ki onun da kafasında koca bir yılan, elinde içinden yaşam için gerekli suların aktığı bir kap. Şifacı, rahmin koruyucusu, hem genç kız hem anne hem kocakarı. Her bir şeyin Anne’si, “Mother of All” da İxchel’in lakabı. Sonra farkettim ki Afrika’da da Amerika’da da benzer semboller kullanılmış. Hadi Asya’dakiler birbirine yakındı, bu insanlar nasıl bağlandı birbirine. Ortak bilinç diye bahsedilen alan bu olabilir diye düşündüm, buluttan ihtiyacın olanı çekip kullanıyorsun. İxchel’in, dolayısı ile Ay’ın da hitapta kullanılan diğer bir adı Büyük Büyükanne ya da Anneanne. Türkçe’mizde iki kuşağı da dahil etmek gerekiyor.


Kocakarı formunda İxchel ( The Motherhouse of the Goddess )

Bu dolunayda bize derinden vuracak olanlar da Hinduizm’de yerin 7 kat altındaki lokada, yani başka bir alemde yaşayan bilge yılanlar. Bize en korktuklarımızı göstermek üzere Toprak Ana’dan yükselip psişemize giriş yapacaklar. Gördüklerimiz, hissettiklerimiz sadece arınma için karşımıza çıkıyor. Kutsal silahlar olarak şefkat ve anlayışı kuşanıp kararlılıkla yola devam. Anladımki iç alemi dinleyince gerekli mesajlar sembolik olarak kendini gösteriyor, sonbahardan beri konu yılanlar ve tanrıçalar. 2018’in konusu da malum ilahi dişinin geri dönüşü, 2.2’de gene bir boyut kapısı açılıyor. Heyecanla piramidin taşlarını dizmek bizim en keyifli bulmacamız. O zaman salın Naga’ları gelsinler!

Vedik Astroloji Kaynağı: AnandaShree Astrology

©2018 by KamKrama